‘Bol pınarlı, vahşi hayvanların anası’ bir doğa harikası

Baharın ilk günlerini karşılamak için bana göre en doğru adreslerden biri, Balıkesir ve Çanakkale arasında geniş bir coğrafyaya yayılan Kaz Dağları. Şair Homeros, ‘İlyada’da Kaz Dağları’ndan ‘Bol pınarlı, vahşi hayvanların anası’ olarak bahseder. Her yerinden suların fışkırdığı doğa, burada yeşilin her tonu ve rengârenk çiçekleriyle adeta şov yapar. Üstüne üstlük göz alabildiğine muhteşem manzaralar sunar. Serin sularında içiniz ürpererek yüzebilir, geceleri oksijenden sarhoş, mışıl mışıl uyuyabilirsiniz.

Kaz Dağları’na ilk kez 15 yıl önce gitmiştim. Bazen yürüyüş bazen de sadece gezmek amacıyla sık sık ziyaret ederim. Dağlara, ağaçlara, çiçeklere düşkün biri olarak her seferinde ferahlık veren havası, gözlerimi alamadığım yeşiliyle beni kendine hayran bırakır. Zeytin bahçeleri, çam ağaçları ve mis gibi havasıyla bedene ve ruha iyi gelen bir rota burası.

Duvarlarından sarkan morsalkımları ve taş evleriyle Yeşilyurt Köyü bölgenin sembollerinden biri haline gelmiş.

Gerçek dinlenme merkezi

Kaz Dağları tarihi köyleri, yürüyüş parkurları ve kamp alanlarıyla gerçek bir aktivite ve dinlenme merkezi. Hafta sonu kaçamağı için de koca bir hafta için de yeterli macera bulabiliyorsunuz. İster çadırınızı alın gidin, ister butik otellerde kalın, şehre döndüğünüzde enerji deponuz sizi günlerce idare edecek.

Kaz Dağları’na ulaşmak için en iyi noktalar Zeytinli, Kızılkeçili, Güre ve Altınoluk ama gelin biz gezmeye bölgenin dillere destan iki köyünden başlayalım. Yeşilyurt ve Adatepe, Kaz Dağları’nın sembolü olmuş. Rum ustaların ellerinden çıkmış taş evleri, duvarlarından sarkan morsalkımlarıyla sokaklarında dolaşmaya doyamayacağınız güzellikte köyler diyebilirim.

Adatepe’nin hikâyesi ilginç. Yıllar önce neredeyse yok olmak üzereyken bir araya gelen ileri görüşlü birkaç aydın sayesinde hayata yeniden dönmüş. Şimdi çoğu restore edilmiş evleri ve pırıl pırıl sokaklarıyla tam bir örnek köy. Bir tarafta taştan Rum evleri, diğer tarafta Osmanlı’nın ahşap mimarisi. Eğer Adatepe’deyseniz buraların en harika manzarası için Zeus Altarı’na mutlaka uğramalısınız. Tanrıların tahtını andıran bu kaya parçası size Edremit Körfezi’nden Midilli’ye kadar nefes kesen bir manzara sunacak.

Yeşilyurt adını son dönemde biraz daha fazla duyurdu. Köy bir zamanlar Rumlar, Türkmenler ve Yörüklerin bir arada yaşadığı yerlerden biriymiş. Mübadeleyle Rum nüfus bölgeden ayrılmış. Şimdilerde çehresi daha da güzelleşen köyde birkaç butik otel ve pansiyon var. Sokaklarını gezerken beni en çok etkileyen şeyse bu güzel evlerin pencerelerini-bahçelerini süsleyen sardunyalar, badem ağaçları ve onların eşsiz kokuları. Köy meydanındaki yüzyıllık camiye, küçük ama şirin Teknoloji Müzesi’ne uğramadan geçmeyin. Ayrıca köye has cevizli, tahinli Çetmi tatlısı, gözlemeyle mantı karışımı manlama ve karadut suyunun tadına da bakmalısınız.

Kaz Dağları’nın şu an en çok turist çeken rotalarından biri Hasan Boğuldu Göleti ve Sütüven Şelalesi.

Buz gibi sulara girin

Buradan yolumuzu başka güzelliklere çevirebiliriz artık. Hazin hikâyesiyle ünlenmiş Hasan Boğuldu Göleti ve Sütüven Şelalesi, Kaz Dağları’nın şu an en çok turist çeken rotalarından biri. Hasan Boğuldu Göleti adını birbirine kavuşamayan iki âşık Emine ve Hasan’dan alıyor. Ağaçlarla çevrili bölgenin çevresi piknik alanı olarak kullanılıyor ve bir de restoranı var. Bölgeye gidenlerin en sevdiği aktivitelerden biriyse bu havuzun buz gibi sularına girmek.

Etrafına yapılan yürüyüş yolları sayesinde çevreyi rahatlıkla gezebiliyorsunuz, su kenarına kadar inebiliyorsunuz. Ayrıca yol üzerindeki stantlarda köylülerin dağlardan, bahçelerden topladıkları malzemelerle yaptıkları ev yapımı ürünleri görebilirsiniz. Bölgenin ünlü zeytininden ve peynirinden almak için de doğru adres burası.

Sulu manzaralar seviyorsanız Mıhlı Çayı ve civarına da uğramalısınız. Çanakkale tarafındaki Mıhlı Çayı’nın yarattığı turkuvaz rengi havuz gözlere şenlik bir manzara sunuyor. 

Kızılkeçili ise bölgede yaşayan Yörük ve Türkmen kültürüne şahit olabileceğiniz güzel köylerden biri. Köy merkezinde koca koca çınarların altına kurulmuş köy kahvesinde oturup çay içerken halktan birileriyle tatlı bir muhabbet kaçınılmaz. Belki bizim gibi, gelin almaya giden davullu zurnalı bir düğün alayına da denk gelirsiniz. Köy meydanında yine elişi ürünler satan teyzeler var. Sonrasında isterseniz dere kenarına inip çayın üzerine kurulmuş masalarda bir şeyler atıştırabilir ya da köyün üst kısımlarına doğru çıkarken gözlerinizi yeşile doyurabilirsiniz.

Eğer Adatepe Köyü’ne (üstte) kadar gittiyseniz buraların en harika manzarası için Zeus Altarı’na uğramalısınız.

Alpler’den sonra ikinci

Kaz Dağları Milli Parkı’na giriş noktalarından biri Zeytinli Köyü. Burası Türkiye kadar dünyanın da en önemli yeşil alanlarından biri olarak gösteriliyor. Oksijen seviyesi Alpler’den sonra ikinci sıradaymış. Denizle ormanın yarattığı benzersiz doğa buradaki oksijen sarhoşluğunun ana sebebi.

Bölge o kadar özel ki bitki çeşitliliğinden bunu görebiliyorsunuz. 800’den fazla türün 49’u Anadolu’ya, 31’i ise sadece milli parka endemik türlerden oluşuyor.Eskiden bölgeyi sadece alan kılavuzlarıyla gezebilirken şimdi serbest bırakılmış. Yine de alan kılavuzu almanız mümkün. Milli park içindeyken başka bir efsanenin kahramanı Sarıkız’ın türbesine uğrayabilirsiniz.

Tahtakuşlar Köyü yine Kaz Dağları’yla özdeşleşmiş yerlerden. Türkmenlerin ağırlıkta yaşadığı köy, adını ahşap işlerinde ustalaşmış Türk boylarından almış. Halen eski Türkmen kültürünün yaşatılmaya çalışıldığı köy, Alibey Kudar isimli bir öğretmenin kurduğu Etnografya Müzesi ile ünlendi. Türkiye’nin ilk özel etnografya müzesi olma özelliğini taşıyor ve birçok ödül de almış. Türkmen kültürüne has malzeme, giyecek, alet, halı, çadır gibi birçok malzemeyi bir arada görebiliyorsunuz.

Oralara kadar gitmişken Şahinkaya Kanyonu, Mehmetalan Köyü ve civarı, Çamlıbel Köyü, Kaz Dağları Seyir Terası’na uğramanızı ve Güre kaplıcalarında kendinizi ödüllendirmenizi şiddetle tavsiye ederim.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*